Gargoyles
What's New
brain jockey crysis directx 10 directx 9 Emre Akoz Engin Ardic funnies humor mods music philosophy politics quotes screen shots siyasal siyaset sosyolji sosyoloji sourtimes tarih turkiye
R & D
   
 
 
Blog Archive
 
 
Most Searched
1al (9,664)
2AR (7,837)
3all (7,506)
4as (7,385)
5AR 15 (3,843)
6man (3,583)
7cem (3,410)
8art (3,136)
9ben (3,063)
10rum (2,787)
11sniper (2,758)
12desert eagle (2,520)
13Ar-15 (2,497)
14quotes (2,414)
15funnies (2,298)
16as 50 (2,237)
17laws (2,215)
18mark (2,205)
19P90 (2,185)
20QSL (2,183)
21ak-47 (2,180)
22mosin nagant (2,128)
23308 (2,123)
24cohen (2,109)
25desert (2,052)
269mm pistol (2,050)
27obituary (2,043)
28phases (2,038)
29ar15 pistol (2,037)
30ben m3 (1,981)
31george orwell (1,980)
32brain jockey (1,979)
33george carlin (1,978)
34yeasayer (1,958)
35sayer (1,948)
 
 
Most Popular 50
1
2Down at the Shooting Range | by the Delaware Water Gap
fernando (445,477)
3Down at the Shooting Range | by the Delaware Water Gap
brynn (419,277)
4brynn
re: brynn (418,920)
5Down at the Shooting Range | by the Delaware Water Gap
brynn (416,146)
6Down at the Shooting Range | by the Delaware Water Gap
7Chevrolet Mako Shark Corvette Concept | 1961
8
9
10
11
12Crysis Single Player Custom Maps
13S.T.A.L.K.E.R. Clear Sky | Screenshots (DX9)
14
15Crysis Game Notes
16Crysis Single Player Custom Maps
17Crysis Single Player Custom Maps
Cold Mountain (26,775)
18
Funnies (23,020)
19S.T.A.L.K.E.R. Shadow of Chernobyl
20Engin Ardic
21Das Kapital | Karl Marx - Wrong Quotes
Kristoph (20,865)
22Down at the Shooting Range | by the Delaware Water Gap
23
24
25
26
27S.T.A.L.K.E.R. Shadow of Chernobyl
28
29
30Fallout 3 Screenshots | DX10
31Fallout 3 Screenshots | DX10
32
33
34Fallout 3 Screenshots | DX10
35
Engin Ardic (12,735)
36
37Crysis Screenshots (DX10)
38Call of Duty IV . Screenshots
39Call of Duty IV . Screenshots
40
41Das Kapital | Karl Marx - Wrong Quotes
Susana (12,136)
42What the heck is SokSa?
43
44
45
46Ertugrul Osman | Ziyaret
47
48
49
50

SokSa is a Microsoft WebSpark Member

 
Sign In
 
Kuran okuyan basbakan her seçimi kazanir
icy; Friday, April 04, 2014Reads: 37


Türk aydını dinini bilmez. Daha doğrusu halkının dinini bilmez. Ama diğer dinler hakkında az buçuk bir bilgiye sahiptir, hele temel eğitimini yabancı dilde öğretim yapan seçkin bir okulda aldıysa... Eh, bu da "alafrangalıktır" işte...
Din konularında laf etmeye kalktığında da kötü çuvallar, "bu yıl hac mevsimi Kurban Bayramı'na denk geldi" gibilerden saçmalar...
Ama buna da pek aldırmaz, çünkü bu gibi konuları fena halde küçümser.
Hacıların hacca gitmesine izin vermekle "dövizlerimiz çarçur edilmektedir"... (Oysa Paris'e gitmek çok doğaldır... Gerçi ona bile kızanlar vardır ama onlar "İsmetçi" bürokrasinin en azgın kesimidir.)
Türk aydını bu "kopukluğunun" ara sıra farkına varıp da can havliyle halkına "inmeye" kalktığında gene gülünç olmaktan kurtulamaz (Deniz Baykal'ın çarşaflı kadınlarla resim çektirmesi gibi.)
"Halkına sosyalizmle inmeye kalkanlar" da daha beter gülünç olmuşlardır, çünkü halk onları hiç mi hiç iplememiştir. Aydınımız bunun üzerine huysuzlanır ve dönüp gene bürokrasiye yamanmaya çalışır, halktan büsbütün uzaklaşır.
Dün gazetemizde bir haber gördüm: Başbakan Kuran okuyormuş. Elbette okuyacaktır. Asıl işi ve mesleği budur. Ortaöğrenimi "teoloji" olmuş, sonra bunun üstüne de iktisat öğrenimi görmüştür. (Türk aydını "İmam-Hatip'e gideni" adam yerine koymaz, ama papaz okuluna gidene saygısı büyüktür!) İmamlar üniversiteye sokulmadıklarından, sıradan lisenin "fark derslerinden" geçmek için açıktan sınavlara girmek zorunda kalmıştır başbakan. Yani tüzüklerle çarpışarak büyümüştür. Bunun için de, tüzüklerle çarpışarak büyüyen bütün çocukların önderi olmuştur.
Başbakanın okuduğu Fatiha, İnfitar ve Mülk sureleri YouTube'da yayınlanmış. Dinleyen ünlü bir Mısırlı hafız, Dr. Feracallah El Şazeli, kendisine "tilavetten" tam not vermiş. Başbakan, tecvit hükümlerine uygun ve harflerin mahreçlerinin hakkını vererek okuyormuş...
Bu, onun gelecek seçimi de niçin kazanacağını açıklıyor. Hayır, iyi tecvit bildiğinden değil. Benim, İnfitar ve Mülk surelerinden haberim olmamasından! (Oysa Ecclesiastes'i, Birinci Krallar'ı, İkinci Krallar'ı, Leviticus'u falan az çok bilirim.)
Başbakanın seçimi kazanacağını da, onu beğenen hafızın adını duyunca dudaklarınızda beliren küçümseme yüklü gülücükten anlarım: İlhan Selçuk'un deyimiyle "Arap çorap"...
Birçok Türk aydını, AKP'nin iktidara gelmesini "arıza" sandı, birçoğu da öyle sanmayı sürdürüyor. AKP, yerli ve Müslüman olduğu için kazandı. (Adnan Menderes dindar değil, "dine saygılı" bir adamdı. Bu kadarcığı bile Kemalist bürokrasiyi çıldırtmaya yetmişti...)
Bu, dindar. Bu, Osmanlı. Bu alafranga değil, yerli. Eski Türkiye'ye de hiçbir borcu yok, tam tersine, ondan alacağı var.
İliklerine kadar Müslüman ve Osmanlı olan halk, çok uzun süren bir bekleme, arama, deneme ve yanılma döneminden sonra, kendisini bürokrasinin, yani onu ezen sınıfın demir kasnağından kurtaracak önderini ve partisini buldu. Bir daha da bırakmaz.
Az buçuk yelkenleri suya inen aydınlar, şimdi "ekonomi iyi gittiği sürece her seçimi kazanır" demeye başladılar. Bendeniz daha da ileri gideceğim: Ekonomi iyi gitmese de her seçimi kazanır. Göremeyen ve anlayamayan aydın, üzülmeye mahkûmdur. Bütün bunları "din sömürüsü" sanan aydın üstelik bir de itilmeye kakılmaya.

Engin Ardic; Sabah Gazetesi; 24 Ekim 2012

Bir "kültürel sinif"in çöküsü!
icy; Monday, March 31, 2014Reads: 30

Otuzlarının başında ama ruh ergen.
Öğretim en iyi okullardan ama eğitim dökülüyor.
İyi niyetli fakat ezberleri öyle kuvvetli ki, zihnindeki malzeme akıl yürütmeye yetmiyor.
Gördüğü üç beş şeyi, tattığı birkaç lezzeti ve kendini güvenlik içinde hissettiği dar çevresini dünyanın ta kendisi sanıyor.
Ve sonra soruyor...
"Beyaz Türk denince ilk akla gelebilecek adamlardansın, neden Beyazları eleştiriyorsun?"
Ona "Beyaz Türk dediğimiz şey doğuştan gelen bir özellik, oturduğun semtten geçen bir virüs değil ki" diyorum.
Ekliyorum: "Bu her şeyden önce bir zihniyet; bir sosyalsiyasal ve sınıfsal duruş!"
İşi iyice basitleştiriyorum: "Zencilerin varsa; kendin gibileri seçkin görüp ötekileri hayatın güzelliklerini hak etmeyen hizmetçiler gibi görüyorsan, şu meşhur 'dağdaki çoban'ın aklıseliminden şüphe duymayı normal buluyorsan, beyazsın!"
Anlamıyor, anlamıyor...
Anlamadığını, hemen birtakım "esmer" ve "aşağı" katmanlar ve gruplardan söz etmeye başlayarak gösteriyor.
"Şimdi oy atmaya gidecek, nereye mühür basacaklarını bile bilemeyecekler" diyor.
Gülümsüyorum...
"Bir nevi Kılıçdaroğlu gibi değil mi, geçen seçimde oy kullanacağı yeri bulup oy atamamıştı" diyorum.
"Pek beyaz, pek iddialı Cumhuriyetçi hanımlar bir ara hem Tuncay Özkan'a, hem CHP'ye oy basmışlardı da, oyları mecburen geçersiz sayılmıştı, onu mu anlatıyorsun?" diye takılıyorum.
Yine de anlamaya yanaşmıyor.
Dönüp dönüp bina okuyan bir kültür(!) var
çünkü.
Zihni perde gibi örten ama dünyaya açık olduğunu vaz eden bir eğitimöğretim...
Bitirmiş bu çocukları!
***

Öbürü... Yine kaç yaşında olduğunun bir önemi yok.
Nasılsa ruh hep ergen.
Twitter profiline Che Guevara resmi koymuş. Çok fiyakalı bir iş yaptığını düşünüyor.
Fakat bana attığı tvite bakın: "31 Mart'ta kaybedeceksiniz ve yok olacaksınız."
Cümlenin ikinci bölümü Che'ye uyuyor da, ah be evladım, sen seçim sonuçlarını takan Che'yi nerede gördün, kimden öğrendin?
Bu kadar cehalet ancak eğitimle mümkün, biliyoruz da, insan yine de CHP'li Che buluşunun bu kadar tutmasına şaşırıyor yahu!
Bir de "tatava yapma, bas geç" diyen Nişantaşı demokratları var tabii!
Utanç verici.
Çünkü "Tatava" dedikleri demokratik yelpazenin, yani demokrasinin ta kendisi!
***

Bütün söylemek istediğim şu...
Bu bahar "uzun sürmüş bir hikâye"nin sonu olacak.
Daha doğrusu...
Kendini kültürlü seçkinler sanan zil zurna cahil bir kesimin tarih sahnesinden çekiliş sürecinin başlangıcı olacak.
Başkalarına durmadan "aptal" demenin kendisini "akıllı" yapacağına inanan zavallılar hakikatle yüzleşecek.
Sancılı olacak, epey hırpalayacak bizi ama hem memleket hem de onlar için hayırlı bir süreç.
Nihayet bu dönüm noktasına gelmemizi sevinçle karşılamak gerek.

Hasmet Babacan; Sabah Gazetesi; 31 Mart 2014

 

Pascal's Wager | You cannot avoid being an atheist :))
icy; Monday, March 31, 2014Reads: 48

 

Yutma vatandas!
icy; Tuesday, March 18, 2014Reads: 39

Şöyle bir daha toparlayalım: Çanakkale muharebeleri, kurtuluş savaşımızın "bir parçası" değildir. Üstelik ikisinin arasında dört yıl vardır.
Çanakkale ile İstiklal Harbi arasında hiçbir ilişki yoktur, ikisinde de Türk askerinin çarpışmış olmasından başka... Herşeyi birbirine katacaksak bu destana Viyana kuşatmasını da dahil edelim, orada da Türk askeri var!
Çanakkale, "içinde Atatürk geçtiği" için resmi tarihçiler tarafından kendi bağlamından, yani Birinci Dünya Savaşı'ndan koparılmış ve kurtuluş savaşımıza alınıp getirilmiş, "monte" edilmiştir. Öyle algılanması sağlanmıştır.
Buna karşılık, içinde Atatürk geçmediği için, dünya savaşında uğradığımız yenilgiler de (iki ayrı Süveyş Kanalı saldırısı), zaferler de (Mezopotamya cephesi, Kafkasya cephesi), yeni kuşaklara öğretilmemiştir...
Çanakkale'de çarpışan, yalnızca Türk askeri değildir.
Ordumuzda Türk de vardı, Kürt de, Arap da, Ermeni de, Yahudi de...
Nasıl olmasın ki? Bu bir "imparatorluk" ordusuydu. Hepsi Osmanlı'ydı. Yani bunlar savaşa bize yardımcı olmak için "katılmış" değillerdi, zorunlu askerlik hizmetlerini yapıyorlardı.
Üstelik Alman da vardı!
Çanakkale'de bizimle birlikte çarpışan, bizimle birlikte ölen çeşitli rütbelerden 20 bin kadar Alman askerini kimse bilmemekte, hatırlamamaktadır! Silinmiştir, unutturulmuştur. Profesör Ayhan Aktar'ın dediği gibi, eğer kahraman Seyit Onbaşı'yı anıyorsanız, kahraman Teğmen Hans Wörmann'ı da anacaksınız.
Genelkurmay başkanımız bile bir Alman subayıydı, General Bronsart Von Schellendorf! Necdet Özel paşanın koltuğunda bir Amerikan generali tasavvur edebilir misiniz?
Yaaa... "Envercilik" yapan değerli milliyetçilerimiz bunu da bir düşünsünler.
Benim gençliğimde "donumuza kadar herşeyi Amerika veriyor" diye bir laf vardı, işte o zamanlar da donumuza kadar herşeyi Almanya veriyordu...
Savaşın sonunda yenildiğimiz için mütareke istemedik, Bulgaristan pes ettiği ve Almanya ile tren yolu bağlantımız kesildiği için, yani lojistik destek ortadan kalktığı için biz de teslim olduk!
Başka bir safsata, "durup dururken düşmanlar Çanakkale'ye saldırdılar" safsatasıdır.
Hayır! Savaşa biz kendi isteğimizle (daha doğrusu Enver'in isteğiyle) girdik, ilk saldırıyı da Sivastopol'a biz yaptık! Daha doğrusu, Osmanlı üniforması giydirilmiş Alman bahriyesi yaptı. 1914 yılının ekim ayında, Çanakkale'den beş ay önce!
Eh, düşmanın buna "cevap vermesinden" daha doğal ne olabilirdi, bu cevabın yeri Çanakkale'den daha uygun neresi olabilirdi?
Rahmetli Turgut Özakman gibileri size bunları öyle bir yutturdular ki, "Çanakkale 1915" isimli eserinin filminde bir Türk subayı 18 Mart günü düşman zırhlılarını karşısında görünce çok şaşırıyor, "ama bu savaş demektir" diye mırıldanıyor... Yani bir Türk subayının, savaşa beş ay önce girdiğimizden haberi yok!
Çanakkale'nin "yeşil cüppeli dervişlerin dualarıyla kazanıldığı" da söylenir.
Demek ki dualarını Almanlar'dan da esirgememişler... Pennsylvania'da oturan Hocaefendi'nin dualarını CIA ve MOSSAD ajanlarından esirgememesi gibi bir şey mi yani?

Engin Ardic; Sabah Gazetesi; 18 Mart 2014

ADHD is best understood as a cultural construct
icy; Monday, March 17, 2014Reads: 90

The British Journal of Psychiatry (2004) 184: 8-9
© 2004 The Royal College of Psychiatrists
IN DEBATE
ADHD is best understood as a cultural construct
SAMI TIMIMI

Ash Villa Child & Adolescent Unit, Willoughby Road, South Rauceby, Sleaford, Lincolnshire NG34 8QA, UK. E-mail: stimimi@talk21.com

ERIC TAYLOR

Institute of Psychiatry, De Crespigny Park, Denmark HIll, London SE5 8AF, UK.

Edited and introduced by Mary Cannon, Kwame McKenzie and Andrew Sims.

*** Begin Quote ***

There are no specific cognitive, metabolic or neurological markers and no medical tests for ADHD. Because of uncertainty about definition, epidemiological studies produce hugely differing prevalence rates: from 0.5% to 26% of children. Despite attempts at standardising criteria, in cross-cultural studies major and significant differences between raters from different countries in the way they rate symptoms of ADHD, as well as major differences in the way children from different cultures are rated for symptoms of ADHD, are apparent. More than 30 neuroimaging studies have been published; however, researchers have yet to compare unmedicated children diagnosed with ADHD with an age-matched control group. Sample sizes in these studies have been small and have produced a variety of inconsistent results. In no study were the brains considered clinically abnormal, nor is it possible to work out whether any differences seen are caused by (rather than being the causes of) different styles of thinking, or are the result of the medication the children had taken. What we end up with is a modern version of the long-discredited ‘science’ of phrenology. Genetic studies show that ADHD is linked with being male (boys are four to ten times more likely to get this diagnosis in practice) and is associated with the normal genetic variation found with traits such as height. Comorbidity is extremely high, throwing doubt on the specificity of the diagnosis. There are no specific treatments for ADHD, with the most widely debated treatment (methylphenidate) being known to have similar effects on otherwise normal children. There is no established prognosis, and association and cause frequently are confused in the literature. ADHD has generated huge profits for the pharmaceutical industry against a background of poor-quality research, publication bias and payments to some of the top academics in this field. Thus, the mainstream dogma on ADHD is contaminated and misleading (Timimi, 2002).

To explain the recent rise, to epidemic proportions, of rates of diagnosis of ADHD, a cultural perspective is necessary. The immaturity of children is a biological fact, but the ways in which this immaturity is understood and made meaningful is a fact of culture. In modern Western culture many factors adversely affect the mental health of children and their families. These include loss of extended family support, mother blame (mothers are usually the ones who shoulder responsibility for their children), pressure on schools, a breakdown in the moral authority of adults, parents being put in a double bind on the question of discipline, family life being busy and ‘hyperactive’, and a market economy value system that emphasises individuality, competitiveness and independence (Prout & James, 1997). Throw in the profit-dependent pharmaceutical industry and a high-status profession looking for new roles and we have the ideal cultural preconditions for the birth and propagation of the ADHD construct.

Is a medical model of ADHD therapeutically helpful? Quite the opposite; it offers a decontextualised and simplistic idea that leads to all of us – parents, teachers and doctors – disengaging from our social responsibility to raise well-behaved children. We thus become a symptom of the cultural disease we purport to cure. It supports the profit motive of the pharmaceutical industry, which has been accused of helping to create and propagate the notion of ADHD in order to expand its own markets. By acting as agents of social control and stifling diversity in children, we are victimising millions of children and their families by putting children on highly addictive drugs that have no proven long-term benefit (Timimi, 2002) and have been shown in animal studies to have brain-disabling effects (Moll et al, 2001; Sproson et al, 2001; Breggin, 2002). By conceptualising problems as medically caused we end up offering interventions (drug and behavioural) that teach ADHD-type behaviour to the child. ADHD causes ‘tunnel vision’ in the system, making it more difficult to think about context, leading to interpersonal issues being marginalised. ADHD scripts a potentially life-long story of disability and deficit, resulting in an attitude of a ‘pill for life’s problems’. We create unnecessary dependence on doctors, discouraging children and their families from engaging their own abilities to solve problems. ADHD is de-skilling for us as a profession as there is minimal skill involved in ticking off a checklist of symptoms and reaching for the prescription pad.

*** End Quote ***

This is what I was talking about. And the beginning portion where it declassifies the related doctor's agencies involvement with the big Pharma... ugh, boils my brain!

I am sure in the past decade the definition has been narrowed down, crafted and better molded so that the big Pharma can shove its pills down our kids' and friends' throats.

Stop making up diseases for crying out loud. We have more important things to tackle, famine, drought, hunger in epidemic proportions, wars... and we spend millions on ADHD.

I think that South Park episode sums it up even better :))

Remember, they did the same with the food pyramid. That botched, made up research about fat and heart attack. And then they did the same with the sugar and sugar replacements. It's always the same, the end result is always somebody making ludicrous amounts of money at the expense of the public. We come to our senses half a century later and by then we have a nation of obese humans. '

Ah, this will never end, right?

http://www.addforums.com/forums/archive/index.php/t-7114.html

Click here to add this blog page to your technorati favorites
posts rssPosts RSS Add to Google
Your Ad Here
blog rssBlBlog RSS Add to Google

[SokSa]Icy© 1999,2000,2001,2002,2003,2004,2005,2006,2007,2008,2009,2010

I've been coding this site for myself since 2004. It will never be complete. I have accepted this. I'll always take one look at any part of it and wonder why I did what I did the way I did it and not this other way that could've been, not necessarily better, but, what if... Or some new framework will be released and I will be tempted to use the "new" one instead of the old one. If it ain't broke, don't fix it. There is much truth to these words.

"A tailor can never mend his own dress." - Turkish proverb.

du dud di?