 |
|  |
|
|
| | 1 | Down at the Shooting Range | by the Delaware Water Gap / fernando (397,491) | | 2 | brynn / re: brynn (369,909) | | 3 | Down at the Shooting Range | by the Delaware Water Gap / brynn (368,676) | | 4 | Down at the Shooting Range | by the Delaware Water Gap / brynn (368,321) | | 5 | Down at the Shooting Range | by the Delaware Water Gap (264,859) | | 6 | Down at the Shooting Range | by the Delaware Water Gap / And Then There Were Trees, and Bullets, and Guns, and Horses, and Indians and Outlaws | What What West... (215,912) | | 7 | Chevrolet Mako Shark Corvette Concept | 1961 / Corvette Stingray Sport Coupe | 1963 (53,327) | | 8 | Chevrolet Mako Shark Corvette Concept | 1961 (48,508) | | 9 | Crysis Single Player Custom Maps / Crysis Warhead | The Expansion Pack (17,241) | | 10 | S.T.A.L.K.E.R. Clear Sky | Screenshots (DX9) / S.T.A.L.K.E.R. Clear Sky | Screenshots (DX10 - DX10.1) (16,227) |
|
|
 |
|  |
|
|
 |
Short stories by icy
|
icy
| Sunday, October 14, 2007 1:27 PM
|
|
|
|
Here are some short stories that I've written over time... Most of them are in Turkish, and they are mainly nonsense but still, most of them are amusing - in some way.
They all have one thing in common: apart from major spelling error corrections, none of them are edited, pre-meditated or planned. I just start typing and finish typing. whatever I produce, I call it a "short story", whether it qualifies as such or not. These are in a way - as one of my friends calls them - jam sessions (this is twofold: my middle name is pronounced as 'jam')
Enjoy
PS: Merak eden ya da fark edenlere, asagidakilerin cogunu ayni zamanda External link adresinde bulabilirsiniz sozlukte yazdiklarimin altinda sozluk referanslarini bulacaksiniz (sozluk = dunyanin en supper sitesi)
|
|
|
|
|
|
icy |
Monday, July 20, 2009 5:20 AM
|
|
|
|
|
Kavramin sonuna "gercegi" kelimesinin eklenmesi ile ilginc bir sekilde kavramin karmasinin 10 ile carpilmasi sanrisina dayanarak daha da bir kalburustu, sasaali, harbiden, fesuphanallahlanmis olarak gumus tepside sunulan "efendim ufo diye birsey var, siz pek inanmiyor olabilirsiniz, hatta belki de farkinda degilsiniz, bakiniz biz simdi sizlere anlatacagiz bu olayi, pek sasiracak, pek irkilecek ama pek de bilincleneceksiniz" demenin kisacik bir yolu.
"Ufo" demekten aslinda hicbir farki yoktur. Bakiniz diyalog icerisinde soyle geciyor bu:
-Ahmet olm, ufo gercegi diye birsey var
-De get lan, ufonun kendisi sallama, gercegi mi varmis?
-Olm ucuyo lan adamlar
-Fespunallah... Olm sabah sabah hasta misin nesin
-Ya bak simdi, biz evrende tek miyiz?
-Hani ufo "gercegi" vardi? Su an sadece senin "sacmaliklarini" dinliyorum!
-Gelecegim... Simdi ufo gercegi
-"Gercegi" kelimesini kaldirsana sen oradan
-Tamam... Simdi ufo var
-Bak ne kadar guzel oldu... Yani gercekte oyle birsey yok, ama sen beni ikna etmeye calisiyormus gibisin... Neymis "ufo gercegi" ...
-Ya ulan bi dur be... Bak simdi ufo diye bisey var...
-Ehehe... Bak bu bence "gerceginden" daha iyi oldu... "diye bisi"
-Hastasin sen... Bi anlattirmadin ufo seysini
-Bu da olur
-Kacirsinlar seni de gor
-Gercekleri mi beni kaciracak?
-Allah belani verecek senin
-"Allahin bela vermesi" gercegi
-Tobe tobe
-Ne oldu? Gercek degil miyd bu?
-Ya git
-Dur daha ben kendi gercegimi anlatmadim
-Ufo dussun kafana cebellet herif
-...
-icy; 25.08.2004
|
|
|
|
|
|
|
icy |
Monday, June 15, 2009 7:30 AM
|
|
|
|
|
(Telefonda) Hahaha :-) olm, orasi kiraathane idi, kiraathanelerin ismi olur mu hic bilmiyorum...
(Sahne kararir, karanliktan sesler gelir)
- haniiim ben kahveye gidiyorum
- hangisine?
- ne demek hangisine? kahve iste
- canim, adi ne, hangi kiraathane?
- ne?
- ya bu isletmenin adi yok mu?
- kahve iste?
- olmaz oyle, bakayim fislere ne yaziyorlar, ver bi tane bakayim
- ne fisi?
- canim, masadan kalkarken hesap istersiniz de fis verirler ya, yazar kasa fisi gibi
- hesap mi isterken? restoran mi lan burasi? kahve diyorum kahve, kalkarken uc cay parasi birakir kalkarsin
- olur mu oyle sey. fatura yok mu?
- lan kadin, delirtme beni, git basimdan
- gitmeyeceksin o kahveye. adam gibi kiraathane bul kendine
- sensin kir atin hanesi
- sahtekar
- deyyus
- kadindan deyyus olmaz, durzu!
- kafana caydanlik dussun senin
- defol. samatyaya kadar yolun var
- limmoooooooooooonnn!!!
- sirkeeeeeeee!!!!
|
|
|
|
|
|
|
icy |
Thursday, January 15, 2009 4:28 PM
|
|
|
|
|
Isinden bunaldigini, kendini daha fazla isine veremedigini soyleyen, ve patronunun tavirlari yuzunden cani sIkIlan, cok sevdigim bir arkadasimin attigi emaile cevaben yazdigim sey.
-Icy
1. Bu sadece bir is. nothing else. bu cagin gereklerinden bir tanesi. bu cagda bir iste calisip para kazanmak durumundayiz. simple as that
2. Bu sadece bir is. para kazanip faturalarini odeyebil diye
3. Bu sadece bir is. seni tanimlayan, seni sen yapan birsey degil
4. Bu sadece bir is. eger keyif aldigin birsey ise degerli yanlari var demektir. yeni insanlarla tanismani, insanlara yardim etmeni, entellektuel varligini ilerletmeni saglayan birseyler. eger varsa, bunlara agirlik vermelisin, bunlar isini daha verimli ve rahat yapmani saglarlar.
5. Bu sadece bir is. eger kotu giderse duzetlmeye calisirsin. duzeltemezsen duzeltemezsin. abartacak birsey yok.
6. Bu sadece bir is. kimi zaman iyi, kimi zaman kotu. ama eger baskalari kotu gidisat yuzunden seni sucluyor ise bu suclamalar ile hesaplasman lazim. senin sucun ise cezasini cekersin. hicbir ceza cok kotu olamaz, is konusunda. cunku bu sadece bir is. senden ne birsey eksiltir, ne birsey ekler.
7. Begenmiyorsan ceker gidersin. hesabini iyi yaparak. cunku hala fatura odemek durumundasin.
Bottomline: eger bu kadar yuzeysel, bu kadar teknik, bu kadar "makinesel" olan birseyin seni, kisiligini, ruhunu bicimlendirmesine, ezmesine, sana dokunmasina izin veriyorsan o zaman karanlik bir yolda ilerliyorsun demektir. en kisa zamanda eline bir fener almalisin. bu fener cogu insan icin "din / inanc" feneridir. birseylere inan, birseylere guven, senden daha guclu, daha kudretli olan birseyin, bir varligin bir plani olduguna, herseyin bir sebebi olduguna inanarak, her gunu oldugu gibi kabul ederek ilerleyebilirsin. dilersen herseyi inkar da edebilirsin, o da olur. o da bir fenerdir. biraz daha karanlik bir fener, ama fener yine de.
Yani, isin seni bu kadar etkilemesine izin verme. isini iyi yapmis olmak icin iyi yap. patron seni sevse de olur, sevmese de. kapidan erken cikmaya calis. gece 11'e kadar calistiginda da is, calismadiginda da is. sadece kisisel tatmin icin cok calis. yoksa sadece kendini tuketirsin, sanirim o ulkede bunun karsiliginda adam gibi para da alinmiyor, tukendiginle kalirsin.
Benim fenerim isimi seviyor olmam. patronlarimin ya da calistigim yerlerin pek etkisi yok bende. hosuma giden birseyler yapiyorum, cok calisiyor isem cok calismayi istedigim, sevdigim ve zevk aldigim icin cok calisiyorum. kismetim ise bu isin bana para kazandiriyor olmasi. eger resim yapmayi cok seviyor olsaydim resimden de bu kadar cok para kazanir miydim bilemiyorum. kismet.
Sevdigin seyi bul, sevdigin seyi yap, elinden gelenin en iyisini yapmak istedigin icin yap. kendine eziyet etme, baskalarinin da sana eziyet etmesine izin verme.
Evet. Bunlari soylemek, yazmak cok kolay. Cunku unuttum o korkunc ulkeyi ben. O korkunc devleti. O iskence sistemini.
Daha bugun Turkiye'den gelen bir arkadasim soyledi "yurtdisina cikis haracini kaldirdilar. ama bir sartla. gittigin ulkedeki turk konsolosluguna pasaportunu damgalatacaksin". bu nasil bir eziyet tahmin bile edemiyorum. cikis harci $10 bile olsa, "ya para ode, ya da fiziksel olarak eziyet cek" diyor adam sana. dusun. koca ABD'de konsolosluk dort kentte var. ve sen tatil icin gelsen buraya bu dort kentten hicbirine ugramayabilirsin (diyelim ki grand canyon'a gittin. colorado. yok konsolosluk filan). e tek caren var. para odemek. peki bu parayi neden oduyorsun? belli degil. ama odemek zorundasin.
Bu cok minik bir ornekti. ama ben simdi hatirladim, telefon idaresini, elektrik idaresini, gaz idaresini, calismayan posta sistemini, saatlerimin, gunlerimin gectigi kuyruklari, vergi dairelerini, bir o kata, bir bu kata kosturmalarimi, caresizligimi, hakkimi arayamamayi... butun bunlarin arasinda o ulkede kotu bile olsa, nefret dahi etsen bir isinin olmasinin, eline ekmek parasinin geciyor olmasinin ne kadar buyuk bir lutuf oldugunu da unuttum.
Ben burada daha bir gun vergi dairesine gitmedim, hicbir devlet dairesinde surunmedim, bekledigim en uzun kuyruk DMV'de ehliyet sinavi icindi, onda da sinavdan cikip ehliyetimi o an aldim geldim. en buyuk derdimi telefonda halledebiliyorum. sistem ben para kazanayim, birikim yapayim, rahatca harciyayim diye var.
Gel, keske gel. senin fenerin de bir gun o ulkeden kurtulmak olsun. Neden biraktin ki Ingilizce kursunu? Buraya gelme de Fransa'ya git, Italya'ya git, Cek Cumhuriyeti'ne git.
Bak sana ornek "self-employed" firma, burada. yani sen kendi basina calisiyorsun.
1. Fatura dedigin sey gonderdigin bir email: 10 saat calistim, karsiligi $1000. bu kadar. damga, noter yok. bir email.
2. Vergi dedigin sey sene sonunda yaptigin bir muhasebe: bu yil $5,000 kazandim, $3,000 harcadim. gelirim $2,000. %5 vergi odeyecegim, su kadar. Bitti. Bu. Baska birsey yok. Dilersen evinde fabrika islet, dilersen elbezi yap internetten sat. Yeter ki para kazan, vergi ode, parayi cevir (kapital+izm). Kapital yarat. Sirket kurmak 10 dakika, iki tane form. Danismanlik yap, reklam isleri yap, vergi odmek zorunda dahi degilsin. Reklam kampanyasi icin internet sitesi mi tasarladin? Vergi odemiyorsun. Daha ne diyeyim.
Al sana fener. Bunlari dusun, bunlari iste, oradaki minik salak sacma isleri kafana takma. Ama kendini isten de attirma. Unutma gercek olan tek sey bugun, bu an, burasi; gecmis sadece bir ani, gelecek ise bir hayal. Gercekleri asla goz ardi etme. Senden baska kimsenin seni uzmesine de izin verme.
Kal saglicakla
|
|
|
|
|
|
|
icy |
Monday, January 05, 2009 3:58 PM
|
|
|
|
|
sene 1987. besiktas ataturk anadolu lisesinin en hayta sinifi; o sene daha yeni acilmis, gokten zembille inmis bir sinif: 2F. okuldaki siniflarda sinif basina dusen ogrenci sayisi cok fazla oldugu icin yeni bir sinif acmaya karar veren yonetimin hediyesi. her siniftaki en haylaz, en yaramaz elemanlari alip buraya tikistirmislar. ama aslinda farketmeden okulun en zeki, en guzel sinifini yaratmislar. ogretmen acigi da oldugu icin ya yeni gelen ogretmenleri okula alisana kadar buraya atiyorlar, ya da ekstra yedek ogretmen kiraliyorlar. bu yuzden her iki, uc ayda bir ogretmen degistiren eglenceli de bir yer burasi. hababam sinifinin butun numaralarini (dosemeler tahta olmadigi icin bazi numaralari yapamiyoruz dogal olarak, ayrica yatili da degiliz - elimizden geldigi kadar artik) yapan supper eglenceli bir sinif.
yeni bir bayan hoca gelir. bir edebiyat hocasi, 40'li yaslarinda, sevimli sakin bir bayan. biliyoruz, en fazla bir ay kalacak sonra o da gidecek. kadin kafayi ataturk ile tamamen bozmus durumda. hicbirsey bilmiyorsan ataturke bir iki latife edip 10 alabiliyorsun. bol eglenceli bir ders. arkada bir grup inanilmaz bir gurultu ve haytalik ile mesgul. oyle her hocanin "susun be" demesini irgalamayan bir grup. hoca bir iki laf ediyor bunlara, gulusuluyor bol bol. ben de tam ortadayim, en arka, orta sira. sakin sakin oturuyorum, gariptir ki donen dolaplar ile hicbir alakam yok o gun. hoca hafif kizgin kimsenin kendisini takmamasina ama gulumsuyor. sonra aniden cevik bir hareketle bana donuyor ve bagiriyor
- cem, butun bunlar senin basinin altindan cikiyor biliyorum.
- efendim?
- bunlarin ele basi sensin
- hocam burada oturuyorum sakin sakin, tek kelime etmedim
- evet. derin sular sakin akar cem. bu kadar insanin arasinda konusmayan, haytalik yapmayan tek sensin. yilansin sen.
- efendim?
- yilansin. pismis kelle gibi siritiyorsun bak. butun bunlar senin basinin altindan cikiyor, biliyorum ben
- hayda?!?
sonra hoca cikti gitti siniftan. uzun sure gulmekten kendimize gelemedik. ama o gunden sonra bana herkes "pismis yilan kellesi" demeye basladi. normalde yanaklari kizarik dolasan bendenizin birkac ek lakabi daha vardi "alyanak","pismis kelle","lazoglu","oflu"... ama pismis yilan kellesi pek bir tuttu o gunden sonra. bayagi dalgasi gecildi.
bir ingilizce hocamiz vardi. sabiha baci. cok ilginc, garip bir kadindi. besiktas sirtlarindadir okulumuz. simdi bir otel var barbarostan yukari cikarken sagda, onun arkasinda. tabi o zamanlar o otel yoktu, yesillikti orasi, bogaz manzaramiz da tamdi. sabiha baci dersin ortasinda birden bire bogaza bakmaya baslar ve dalar giderdi. Ilk zamanlar ne oldugunu anlamadigimiz icin "her an dikkatini sinifa geri cevirebilir" endisesi ile biz de sessiz sessiz otururduk. ama bir gun bir sinavin ortasinda aniden "cocuklar, bogazdaki su geminin bayragi mavi mi, yoksa beyaz mi?" diye sorunca anladik ki kafasi gercekten ucup gidiyor baska bir yere. ve onun derslerinde ilginc seyler yapmaya basladik. mesela, "sabiha baci farkedene kadar sinifta kac tur yuruyebilirsin?" yarismasi. arka siralar hafifce one cekiliyor ve birisi diyor ki "5 kere yururum". bir bedel konuyor "oglen yemegi" misal, ve er kisi kalkip sinifta tur atmaya basliyor. sabiha baci birkac turdan sonra "oglum, ne dolasiyorsun ortalikta, otur yerine" diyor... boyle bir hoca iste. bir gun, ben ve omer (su an beraber ayni is yerinde calistigim arkadasim Omer, evet) orta on siralarda bir yerde oturuyoruz, her nedense, sebebini hatirlamiyor kimse. ve kola iciyoruz. teneke kutuda kola. kolalar siranin altinda duruyor, gozde, cikartip icip yerine koyuyoruz. herhangi bir gizlilik icerisinde olmadigimiz gibi saklanacak birsey oldugundan dahi emin degiliz. oyle, normal normal derste oturuyoruz. sabiha baci birden hisimla yerinden kalkip bagiriyor
- cem sen ne yapiyorsun?
- efendim?
- ne iciyorsun?
- kola
- ver bakayim bana kolayi
- neden? buyrun?
- farketmem mi zannettin?
- efendim?
- benden gizli kola icebilecegini mi zannettin?
- gizli icmiyordum ki, kola iciyordum iste?
- ben bu kolayi senin kafandan asagi dokmem mi?
- efendim?
... kolayi kafamdan asagi boca eder. kutunun icinde kalani tabi. hatirliyorum, gulmekten kusmustu birisi sirasinin uzerine. sinirden kuplere binen sabiha baci beni siniftan da atmisti sonra.
o gunden sonra bana uzun sure "pismis kolali yilan kellesi" dendi o sinifta.
|
|
|
|
|
|
|
icy |
Sunday, October 14, 2007 2:36 PM
|
|
|
|
Update geciyorum, gidin kahve alin, sarap alin, ayaklarinizi uzatin, uzun surecek bu is:)
Here we go ...
NY'ta yasiyorum, Brooklyn'de ... Az once ev tuttum, bir haftalik bir "ben bu isi internet uzerindeki ilanlara bakarak hallederim" cilginligindan sonra internet uzerindeki "kiralik" ilanlarinin benim gibi dusunen uyaniklari cicozlayan uyanik ev sahipleri ya da emlakcilarin isi oldugunu anladim ... Oda kiralayacaksaniz eywallah, ama ev kiralayacaksaniz emlakcilara ... butun guzel evler onlarda, italyanlari oneriyorum, supper anlasiyorum adamlar ile, kavga dovus bir de dost oluyorsunuz, adamlar icin guven onemli cunku, guveniyorlar, soz veriyorsunuz, yerine getiriyorsunuz ve artik sizden iyisi yok:) neyse, sonunda bir ev bulabildim iki haftalik arayislardan sonra ... soyle oldu: iki hafta brooklyn'in her kosesini dolastim, elimde internetten buldugum listeler, zenci brokerlar ile "pst, my man, y'need a house ?" seklinde muhabbetler yaptiktan ve bir suru "rat hole, shit hole, glory hole" gordukten sonra don kisotluk yapmaktan vazgectim ... Dun itibari ile yelkenleri suya indirip basladim dalga gecmeye ... Sokak sokak gez, en guzel evlere gir, kiralik mi diye sor, fistik gibi hatunlara yaz, 2000 dolarlik evlere burun kivir vs vs vs ... Simdi ev arama anilarina geciyorum (hepsi www.craigslist.org dan bulunmus evlerde oldu - unless mentioned otherwise)
Ani 1: ev Brooklynde 5th ave ile 2nd str kosesinde, ust katinda manhattan manzarasi olan bir dublex studio (?!?!?) ... gidilir, 5th ave'nin ne kadar hip, canli, diverse ve temiz bir yer oldugu gorulup "ulan supper bee, burada oturulur beee, ohh kariya bak" denerek sokaklarinda turlanilir ve randevu saatinde apartmana dalinir ... Elemana telefon acilir, eleman kapiyi acar (kapi numarasi bilinmemektedir, eleman ev sahibi degil evdeki kiracidir, esyalarini toplamis cikmak uzeredir, ev sahibi olayla muhatap olmamaktadir, parayi veren ilk kisiye vercektir evi) ... Iceri girilir kafada "dublex studio" konsepti soru isaretleri ile dans etmektedir ... Mekan tarif ediyorum: 3 metreye 5 metre (1 metre de benden, 6 metre) bir oda, kapi (sokak kapisi) acildiginda firina carpiyor, dolayisi ile o duvar mutfak tezgahi gorevini ustlenmis, aslinda o duvar buyuk ihtimalle orta boy bir tablo asilsin diye yapilmisti 18yy'da. Odaya enine bir ikili koltuk koysaniz ben diger tarafa ancak uzerinden salto atarak gecerim, altan da koltugu havaya kaldirip altindan gecer, oyle bir mekan yani. Bon bon bakilir ... banyo kosede niche icerisinde (orasi da buyuk ihtimalle supurge dolabi olsun diye yapilmisti) dus var, tuvalet var, lavabo var, ama size yer yok, siz disardan hallediyorsunuz isinizi ... Camlarda manzara da yok, ileri sol kosede bir kedi merdiveni var, ama "literally" kedi merdiveni, buyuk ihtimalle zamaninda evin kedisi tirmansin diye yapilmisti ... Done done (evt "literally" done done, cunku enine cikabiliyorsunuz ancak) cikiyorsunuz, benim kafami on dakika icerisinde 3 kere carptigim tavana dikkat ederek buyuk bir yatagin sigma ihtimalinin olmadigi bir tavanarasina geliyorsunuz, yerde yatak izleri var, ama ikiz yatak (iki yatak birbirinin uzerinde ikizler) ... Akliniza gelen ilk soru olarak "how did you get your stuff up here dude?" diyorsunuz, eleman da odanin kendisinden de buyuk olan cift surme kilitli bir kapiyi gosteriyor, disaridan buraya access var, yangin merdiveninden cikartiyorsunuz" diyor ... Evt binanin disindaki yangin merdiveni buyuk ihtimalle binadaki enine dogru en genis seylerden biri, oradan cikartip catidan sokuyorsunuz esyalari ... So called yatak odasi evin aslinda servis girisi, mart ayinda kedilerin cok isine yaramasi muhtemel ama sizin icin bir kabus "ulan disarida millet gezerken nasil uyuyorsunuz burada?" sorusuna eleman "yan komsunun kopegi var onu saliyor dama" diyerek cevap veriyor ... Ben bu asamada bu elemanin "gay" oldugundan artik nerede ise eminim yalaniyor adam bana bakarken resmen ... Disarida allah icin supper bir manhattan manzarasi var, ama icerideki mekanda yapisal ve kurgusal o kadar cok sorun var ki, damda yatacak olsaniz bile durumu kurtaramayacak ve o manzaraya karsi ictiginiz ickiler yuzunden cakir keyif olmus beyninizin parcalarini o kedi merdiveninden toplayan "paramedic"lerin "tut tut tut, poor souls, they pay so much for these rat holes and they die here like rats" gibi emailde yazildiginda bile sacma sapan olan sozleri ile bu dunyadan ugurlanacaksiniz ... Haa, bu mekan 100% yeni, yerler supper kalite parke, duvarlar piril piril, kitchen appliances yepyeni, camlar cift cam, sokak gurultusu yok, muhit supper, heryer restoran dolu, cibir cibir ( ingilizcesi: chillin' ) ... Kira soyluyoruuummm: $1400 ... Bir pesin, bir depozit ... Allah kurtarsin diyerek evden cikiyorsunuz sonra ...
Bu gorduklerim arasinda en "guzel" olani idi beyler (ve hanimefendi), kesinlikle en pahalisi degil, en ucuzu da degil, ama bardagi tasiran son damla bu ev idi:P
Offf, cok yazdim ... Ani 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8 ve 9'u daha sonra 10 ciltte toplayip yazacagim.
Yeni evin ve muhitinin fotograflarini gonderdigimde delirmeyeceginize soz verin, ben iki gundur her sokagini gezdim muhitin aglamak istiyorum ... Catida manhattan manzaram var, sokaklar piril piril insanlar ile dolu, kosede park var (cobble hill park), uc blok otede Brooklyn Public Library var, butun sokaklar Victorian houses (benimki degil, cunku o evlerde bir oda bir salon $1550 - $1800 arasinda degisiyor, ama hakkaten filmlerdeki Victorian Houses'lardan birinde yasiyorsunuz, her gun Malta koskunden cikar gibi cikiyorsunuz disari) ... Neyse, benim muhit tam bir cennet, eski italyanlarin konsantre olduklari bir Mikro Mekanda yasiyorum, bir italyan bakery, bir pizzaci, iki bar, bir kahve, bir steak-house, iki restoran, bir grocery var bu mikro mekanin 4 yolunda ... Etrafi supper sokaklar, civil civil insanlar, bortu bocekle cevrili ... Bugun butun gunumu disarida "yasayarak" gecirdim, sanki avrupa gibiydi ... Burasi Brooklyn Heights, Cobble Hill, Caroll Gardens olarak nitelendirilen bolge (bu bolgeler harf sirasina gore kuzey guney dogrultusunda dizililer ve dusuk gelirliler azinlikta oldugu icin daha cok beyaz iceren ogrencisi az bir mekan) Brooklyn'in en kalburustu mekanlari buralar, ve benim isime bir metro, bir otobus, bir bisiklet, bir yurume mesafesindeler:)
Evin kirasi, mekani ve durumuna kiyasla "imkansiz" birsey, italyan kurt emlakci da anladi durumu, ama adam bir yandan da sevdi beni, cunku ilk olarak kendisi ile degil, emlak ofisindeki yasli ve dunya tatlisi teyze ile muhabbet edildi, bir saat konusuldu, kanina girildi, 11 eylulden bahsedilip aglandi, kendilerine Turkiye'de teror olaylarinda 1980'den beri 30,000 casuality oldugu anlatilip aile ortamina girildi ... Dolayisi ile "no sticks upp my ass" elde var bir ... Sonra 12% olan komisyon 10%'ye daha sonra da bir aylik kiraya cekildi, ancak gel gelelim bu ulkede ev kiralayacak iseniz, hele de boyle kalburustu bir mahalde kaliteli bir ev kiralayacak iseniz sizde olmasi gerekenler: mukemmel credit history (bende hic yok), social security number (bende yok), banka hesabi (bende yok), ulan parayi nasil odeyeceksin ? Sorusuna verecek birkac aylik paystub (maas bordrosu hesabi) (bende hic yok, cunku social security card hala gelmedi, payrolla bile giremedim, no maas), kefil (allahtan bu var, patron), daha onceki ev sahipleri ile gorusecekler ve senin nasil biri oldugunu ogrenecekler (bu da yok), daha once kaldigin yerlerin ve su anda kaldigin yerin adresi (bende sadece ofis adresi var) ... Bir tek ten rengim acik, ingilizce super, yakada amerikan bayragi var, ve tip duzgun ... Biz de olmayan seyler yuzunden yerinecegimize elimizdekilere sarilip "yuru ya kulum" diyen yukaridakinin yuzunu kara cikartmamak icin cabaladik, ve ikna ettik (o yasli teyze ile once konusmamis olsaydim bu italyan emlakci beni duz duvarda becerirdi ya, o ayri) ... Kira kontrati imzalanirken doldurulan formda 10% doluluk orani tutturarak ev kiralayan "perfect gentelman and a great guy, superb couple" sifatlarim ile bombos bir "bir oda bir salon" kiraladim ... Mutfak en azindan mutfakligini biliyor ve bir niche icerisinde duruyor, buzdolabi ve firin "on the house" (bilmeyenler icin "on the house" terimi "caylar sirketten" manasina geliyor - yahudi kilikli milletim olayi ticarete doktugu icin ev bizde sirket ile replace edilmis) ben ise emlakci komisyonunu cache olarak, ev kirasi ve security deposit'I de patrondan aldigim cek ile oduyorum, cunku paranin tamamini vermeden anahtarlari vermiyorlar (tamam sevdik ama o kadar da degil guzelim) ve ben Pinar'in turkiye'deki CitiBank'ta actirdigi kendi hesabina yatirdigi paraya bana gonderdigi onun ATM kartini kullanarak buradaki ATM'lerden sanki hesap buradaymis gibi direkt online erisebildigim icin ATM'den para cekip odeme sistemi ile olayi ancak 3 gunde kotarabiliyorum ... ATM'lerden gunluk para cekme limiti var cunku ... (olmadi zengin bir babamiz / var da bize hayri yok / ama gelinini cok seviyor ona evini verdi / ulan ne sans be kari orada evlerden ev secip oturuyor biz burada baba III setinde isikci olmaya calisiyoruz)
Ben ise dun gece itibari ile sokakta kalmis durumdayim:
Simdi bir gun oncesine donuyoruz, ben daha evi tutmamisim, kafayi zorluyorum, saat 12 sulari isteyim, calismam lazim, ama mumkun degil ... Benim o ana kadar birlikte ayni evde kaldigim Vanessa adindaki "wine chooser, seller, buyer etc etc" hatunu ariyor cepten beni ...
Flashback ... Ben bu ay sonu cikacagimi soyledim diye Vanessa bana terso, cunku yeni bir ev arkadasi bulmak istemiyor bu yuzden o da evden cikiyor, kirayi tek basina odeyemiyor, baska bir arkadasi ile beraber kalacakmis ... Bu ev zaten tam bir Blues Brothers dwelling ... Yan tarafta insaat var, adamlarin kac kisi olduklarini ve kullandiklari alet edevati biliyorum, cunku ev bu tip gurultulere ve disaridaki isi farklarina karsi "transparent" ... Disarisi ne ise icerisi de o ... Bu arada hatirlatayim burasi bu kis -17 derece idi ... Ben o isida yasadim ... Tamam Altancigim, orasi daha soguk, ama olsun, en azindan orada Atlantik okyanusu ve denizde yuzen buz kutleleri yok ... Burada ise bir tek Titanic eksik ... Evde ikimizden baska fareler ve bocekler de var ... Neyse, bu supper evden Vanessa'da cikmaya karar verdigi icin esyalarini toplamakta idi bir haftadir, fareler bile daginikliktan kacmislardi bu sure zarfinda, boceklerin cogu da daginikliktan rahatsiz olduklari icin biz gidene kadar tatile gittiler sanirim, ya da benim goz yorgunluguma verdigim seyler kendi kendine hareket eden esyalar degildi:) End of flashback ...
Vanessa: "jim, can you get here ?" Jim: "hey vanessa, what's up ?" Vanessa: the lady downstairs (landlady) has gone mad, she is screaming, she has changed the front door lock, I couldn't get in, we argued, then she opened the door, but we fought, etc etc etc Jim: Huh ? What's her problem ? Vanessa: I have no idea. Listen, if you are going to be late (ben normalde sabah 4'te gidiyorum eve) just give me a call and I'll come down and open the door for you, eventually, you won't be able to get in either. Jim: I won't be waking you up 4 o'clock in the morning, I'll just call it quits for today and come right away. Vanessa: No problem, when will you move your stuff ? Because I'll be gone like 8:30 in the morning, and you may have problems during tomorrow about getting into the house too ... Jim: I haven't found a place yet Vanessa: what ? Jim: I'll be there in a bit ... See ya Vanessa: ok
Eve gidilir, ev yurume mesafesinde 10 dakka uzakliktadir.
Vanessa: I just called the police Jim: What ? What's going on here ? What happened ? Vanessa: I don't know, I was packing up my stuff, and I heard her scream downstairs by the door, I don't feel secure, and I am sure that this woman will not let us in tomorrow. So I'll file a complaint. Jim: good thinking. ......... Vanessa: here they are.
Bundan sonrasi amerikada polislerin ne kadar profesyonel calistiklarini bana gosterdi ... Oturdugum yer Brooklyn'de hispaniclerin (ispanyol kokenli ve gocmen ve kacaklarin) bolca yasadigi ve gece 11'den sonra kimsenin sokaga cikmadigi bir yer ... Ben burada gece 1'de mcDonald's da yemek yiyorum 4'te de eve gidiyorum yuruye yuruye ... Bu kadar sorunlu bir semtte polisler supper bir is yapiyorlar ... Bir adam ve bir kadin geldi, Vanessa olup biteni gayet ozet bir bicimde anlatti, kadin "tamam bir konusayim ben, asagida mi ?" dedi ve ev sahibi ile konustu ... Kadin cigliklar attikca polisler de durumun daha da ciddilestigini gorup otoriter olmaya ama anlayisli bir sekilde konusmaya devam ettiler ... Pardon kadin konustu, erkek arkada guardda durdu ...bir ara Vanessa kadinin ithamlarina cevap vermek icin merdivenden inmeye yeltendi eleman tek eli ile "sen karisma kal orada" yapti ... Sonra kadin polis ev sahibine yaptiginin yasal olmadigini, yarin aksam (bu gece) 12'ye kadar dairenin bize ait oldugunu ve 100% giris cikis hakkimiz oldugunu ve bunu engellemeye devam ederse tutuklanacagini anlatti ... Sonra bize donup "eger yarin bir sorun cikarsa 911'I arayin biz gelecegiz" dedi ... Sonra da "huh !!!" diyerek arabaya bindiler ve gittiler ... Ev sahibinin sesini bir daha duymadik ... Ama ben sabah 5'e kadar evdeki esyalarimi (10 tane yorgan, bir elektrikli battaniye, uc valiz giysi ve nerden geldigini bilmedigim bir suru ivir zivir ve bir televizyonu) kucagimda uc seferde sirkete tasidim ... Allahtan bu complaint'I yapmistik, cunku sokakta devriye gezen polislerden birine bile denk gelsem o muhitte sabahin o saatinde o esyalari kucagimda nereye ve neden goturdugumu anlatmam mumkun olmayacakti baska turlu ... Tek telefon hakkimi da internete baglanmak icin kullanmayacagim icin size de bu maili nah yazardim:) ... Ofisimi bir suru esya ile doldurdum, simdi de kara kara bu esyalari evime nasil goturecegimi dusunuyorum ... Araba kiralanabilir, ama arabayi orada park edecek yer bulamayacagim nerede ise 100% ... Tasimaci kiralanip $50 bayilinabilir, ya da buradaki elemanlardan bir tanesinin arabasi var ondan yardim istenebilir ... Biri yuk bosaltirkene digerinin arabada durmasi gerekiyor cunku:)
Daha ne hikayeler var, ama yaz bakalim nasil yazacaksin ...
Sevgiler:)
Lucky the cem luke
Stick to your guns, Take the road as it comes.
|
|
|
|
|
|
|
icy |
Sunday, October 14, 2007 2:35 PM
|
|
|
|
|
Cumhuriyetin ilk donemindeki sanatcilarimizin ortaya attiklari bu kavram, sanatin halki bilinclendirmek ve egitmek amacina yonelik en guzel arac oldugunu ileri surmekte ve bu ugurda, basit, halkin - yuksek ogrenim gormemis genis kitlenin - anlayabilecegi seviyede, gunluk yasamdan bol bol alinti yapan, halkin ortak sorunlarina parmak basan, mizahi guldururken dusundurmek amaci ile kullanan bir uslubu benimsemektedir. daha sonralari buna karsit olarak ortaya cikan sanat sanat icindirin tam tersidir (dogal olarak).
Gunumuz turkiyesinin en guzel bir bicimde bagrina bastigi "medya halk icindir" kavramini da bu kavrama baglayabilir miyiz acaba ? keza sanat halk icindir kavramina karsit kavramlarin ortaya cikmasindaki ana etkenlerden bir tanesi - sanatin kendi icindeki anti dinamikleri haricinde - de bu sekilde sanatin bir adim bile ilerleyemeyecegi sonucudur. devamli olarak halk anlayacak, halk sevecek, halk ogrenecek diye basit cumleler kura kura, belli basit kaliplarda eserler vere vere, kah guldurup kah aglatacagiz diye diye ayni yerde donup durmaktadir sanat. e bu durumda halk ne kadar egitiliyor acaba diye dusunurken sanat sanat icindir ise halki sanattan hepten sogutmaktadir : abstract eserler, ic-dis karmasasi, impresyonizm, ekspresyonizm, kubizm, dadaizm derken sanatci bir yana halk bir yana gitmektedir.
Peki gunumuz turkiyesinde neler olmaktadir ? halk tiyatroya gitmemekte midir ? gazete okumadiklarini biliyoruz, keza okusalar da ne farkedecek acaba diye dusunmekten de kendimizi alamiyoruz, tamamen pacavraya donen gazeteler kendilerini okumayan halka kendilerini okutmak icin tabak canak, bisiklet, araba, ev ada, televizyon ve cinden ucuza gelebilecek ne varsa kullandilar. sanat halk icindir bir kenara, sanat ticaret icindir bile sonuk kaldi bu manevralar yaninda. ama nafile halk zaten sevmedigi ve cikarci olmakla sucladigi basindan iyice uzaklasti.
Ama tamamen degil, cunku spor var, spor halk icin, en azindan futbol oyle. spor basini ucuyor ulkede. spor (futbol) ile alakali her turlu aktivite program/kitap/dergi/resim/fotoroman cok tutuyor. bu arada tiyatroya gitmeyi filan birakin ulkede okur yazar orani giderek dusuyor, rekor sayida okuma yazma bilmeyen insan var artik hem de buyuk sehirlerde. sanat halk icindir de artik televizyon dizileri ve programlari halk icindir seklinde bir metamorfoza ugradi.
Bir televole, bir sahane pazar, bir bbg, bir pembe brezilya fotokopisi her turlu sosyal icerikli surreel diziyi baska turlu aciklamak istemiyor insanin cani (halki uyutmak, oyalanacak birseyler vermek eline vb) iste yine bastayiz, sanat halk icindir, ya da en azindan televizyon halk icindir, iyi de halk baska birsey yapmaz oldu. tiyatro yok, kitap okumak yok (orhan pamuk ve perihan magden haric sanirim), dergi alip okumak yok (dergilerde ne var ki ? paramatik, borsamatik, gezi, atlas, ulan para yok nereye gezi kimin borsasi, en baba dergi 35,000 basiyor, en baba gazetenin ne kadar bastigini bilmek isteyen bir gazete alip rakamlara baksin - eger dogru iseler tabii ki). e tabii, dyecegiz ki "ya milletin parasi yok - ki dedik zaten - nasil alsin dergi, kitap nasil okusun" ... dogru ... da ... (halk evleri nereye gitti ya ? ben cocukken bir suru cocuk tiyatrosu olurdu - evt bir kayip kavram daha cocuk tiyatrosu - hatirlayan var mi ?) kahveye, sigaraya, rakiya, mezeye, kablo televizyona, cine5'e, digiturk'e para yetistiren adam nasil parasiz oluyor ? canim onlar ayri diyelim, tamam, e peki nasil olacak simdi bu is ? halk neden ilerlemiyor ? internet patladi - mi - e nerde ? (iste burada bak yaziyoruz, yazarlari okuyoruz - ama biz halk degiliz, biz lumpenleriz, cogumuz da proleter)
Acaba televizyon programlari ve reklamlar icin harcanan paralar fonlansa - al bir fon daha - ve halkin egitimi icin mi harcansa ? tiyatro, devlet tiyatrolari daha fazla subvanse edilse, kitap fiyatlari ucuzlasa, daha fazla icerik olsa, halk kutuphaneleri yine cogalsa, biraz daha sanat halka gelse, halkim sever orta oyununu, karagoz ve hacivati, biraz daha guldururken egitsek, toplantilar olsa, koylu konussa ... ooooffff offff ...
|
|
|
|
|
|
|
icy |
Sunday, October 14, 2007 2:25 PM
|
|
|
|
|
a1: sallaniyoruz?!? a2: eh, tekerlek pek duz olmadi demistim ben a3: arkadakiler kesin fisiltiyi, cakacaklar adamlar durumu sizin yuzunuzden a4: aaaahhhhhhh a3: miccam carkiniza, fisiltiyi kesin dedik adam cigerlerini doktu ortaya, nooluyo beaahh !!! a4: komtanim, kiymik batti a3: lan disari cikinca ilk seni oldurcem lan, truvalilar vurdu dicem sonra da a4: komtanim, ama kiymik gozume batti, ben simdi derinlik seyimi kaybettim, nasil ok atcam? a5: ohhhooooo ... tavla filan oynayin isterseniz ... susun bee a6: komtanim a3: komtanini sikiim a1: sallanmiyoruz? a{0,n}: bismillah a1: aha, cikti yerinden iste, dedim ben acele ise hades karisir diye, caktirmadiniz tekerlegi bana adam gibi a6: haydaaa, tekerlek mi cikti? nassi yani? a4: aciyo beee a3: oldurun lan sunu, sussun a2: komtanim, zaten kic kicayiz, adami oldurursem simdi hep kokar, kan olur ustum filan a1: tekerlegi cikik ati hediye ediyo bizimkiler ahahaha ... "simdi, baktik biz savasi kaybediyoruz, kendimize ani olsun diye at yaptik, ama tekerlegi cikti, eve kadar goturemeyiz biz bunu simdi, size verelim, alin sizde kalsin ... nasilsa siz tasimak zorunda degilsiniz, tekerleksiz de calisir sizde bu" ... offf ... ulan hastasiyim ben bu kralin ya, adam aninda yaziyor ... helal be a5: sussak? a4: aciyo a3: kenara cekil, bicak atcam simdi diger gozune a1: aha da basladilar cekmeye bizi a7: cok sicak ... neden baca yapmadik biz buna? a1: lan ... iflahim kesildi ulan bu kadar tahtayi biccem diye, bi allahin kulu da yardim etmedi, bir de oradan baca diyor ya a5: susun beee ... ulan uyanacaklar yakacaklar simdi ati a4: aciyo a2: bu ne? aha da ... laaaan ... mizrak atiyolar lan ataa .... aaaahhh ... ya bari ayaga kalkabilecegimiz kadar bas mesafesi yapsaydin lan ... olm mizraklari asagidan atiyorlar laannn ... a3: ahahahahah ... biz kuyruk kismindayiz bize gelmiyo a4: aahhh, gozum ve dotum aciyo artik a5: hay allahim, bir baskin yapacaktik telef olduk ya a1: dayanin, oylesine yokluyorlar, ayrica bizimkiler o kadar cok gurultu cikartiyor ki duyulmuyor sesimiz ... a7: aha da durduk ... a1: kapiyi acma ipinin uzerine oturaniniz hanginiiiizzz ... a3: seni de oldurcem disari cikar cikmaz ... seni de yapacagin ati da a4: sanirim ben oluyorum a3: dayan, az daha dayan, ben oldurcem, kil oluyorum sana pis romali a5: hepinizi yakacagim, kendimi de yakacagim, ask icin olurum ask a1: tekerlek nerde? simdi kenardaydi, lan tekerlegi takmislar ... bizi bir tepeye cikartiyorlar a3: bu egim ne be? yokus yukari cikiyoruz? a5: uyandilar adamlar tabi ... at at degil, kadinlar kahvesi ... .... a4: artik acimiyo? a1: aaa, at nerde? a3: seni seviyorum ... a5: truva atindan ciktik mi? a1: ne zaman ciktik? a3: truva nerde? niye heryer beyaz?
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=truva+ati+ici+diyaloglari
|
|
|
|
|
|
|
icy |
Sunday, October 14, 2007 2:21 PM
|
|
|
|
|
p: cabuk cabuk cabuuukkkk tb: hadi hadi hadi tb1: olm getirsene tekerlegi p: cabuk beeee tb: lan bak naapiyo tb1: ulan elin armut mu topluyo, karinin kizin orasina burasina bakacagina sunu tut tb: benim isim o mu olm, ben tabancayi tutuyorum tb1: eben, cek sunu suratimdan p: laaaaaaannnnn tb1: ya bi dakka ya tb: ver sunu ver, bi bok beceremezsin sen tb1: haci, sacmaliyorsun ama, birak da isimizi yapalim tb: yok kariymis, yok kizmis p: ya ikinizin de allah cezasini vercek ama tb: ne diyon lan, duduk, taksiciyim olm ben, taksici, senin gibi duz yol soforu degilim, bana artsitlik yapma korum walla, pilot milot annamam, zaten ayagini kaydircam senin, sebek suratli herif tb1: nooluyo lan, tabancayi birak hocam, naaptin tb: firlama pezevenk, kucuk emrah suratli sey, oturdugu yerden bagiriyor pasam, bi tarafimizdan soluyoruz burada, sen 3. arabasin burada duran p: lan sacmalamayin lan, olm kac saniye oldu, taksana lastigi tb1: biktim be sizden be, ulan pist gorevlisi miyiz, tamirci ciragi mi belli degil, hasim abi de yapti yapacagini, guya beni pilot diye ise aldi, dalacam buna da birgun tb: olm murat zirvalama, nereye gidiyosun, tabancayi birak lan p: hay allaaaam ya, ulan nerde denyo var buraya gelmis tb1: ne diyyoosssun lan sen ? kime denyo diyosssun lan senn p: eshedu tb: murat sacmalama, birak su aleti elinden, hasim abiiiii tb1: sebek, sebek suratli, surata bak p: ya dur, ulan yarisin icine ettin be tb: hasim abi nerdesin ya, ohhhaa, hasim abi naaptin ha: 1. siradayiz olm, dondum koselerin koselerini, parayi vurduk olm tb: hasim abi, daha yaris bitmedi ha: ?!? hani hatun bayragi salladi ya tb: hasim abi sacmalama, daha 12 tur var yarisin bitmesine, zaten artik bitiremeyiz bile, murat kafayi yedi pilotu dovuyo ha: murat mi ? murat kim ? tb1: oldurcem lan seni, cik ordan, ben kullancam p: al lan, al da sok bi tarafina, aha da direksiyonu da ben aldim, vermiyorum sana, bi tarafinla cevirirsin artik o direksiyon milini tb1: oldururum lan seni ben, civelek ha: lan durun lan tb: gidiyom ben be, takarim boyle yarisa p: bekle geliyorum tb1: hasim abi, it arabayi it ha: it sensin, araba da sana girsin tb1: hasim abi ayip oluyo ama, zaten pilot yapcam dedin yapmadin, kahvenin alay konusuyum, otosanayide yuzume guluyor herkes, alacagin olsun ha: battim ulan ben, nerden biraktim at yaristirmayi da buna bulastim tb1: hasim abi, bi tur be, bi itsene be ha: allah belani versin murat
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=turk+f1+pit+stop+diyaloglari
|
|
|
|
|
|
|
icy |
Sunday, October 14, 2007 2:20 PM
|
|
|
|
|
Sabahin pek de o kadar kolay gelmedigi, gecenin pek de o kadar kolay gitmedigi bir dunyaya dogmak, elinde silah, cebinde kuran ile buyumek, gencligini bilmeden, dunyayi tanimadan, insanligi gormeden bir paket patlayiciya sarili bir sekilde sokaklarda yurumek gibidir filistin'de cocuk olmak ... dogdugun gun olmek icin bir sebep verilmesidir eline filistin'de cocuk olmak ... "iste su adamlar var ya, iste onlar kafir, sen simdi onlarin yanina gidince bu ipi cek, abinin yanina gideceksin, abin seni bekliyor baban ve amcan ile beraber! " denmesidir bir gun durup dururken ...
Her yeni gune oyun arkadaslarinin sayisinin biraz daha azalmis oldugunu gorerek baslamaktir filistin'de cocuk olmak ...
Ama yine de fotografini cekmeye calisan savas muhabirlerine sanki elindeki keles degil de bir agac parcasiymis gibi poz verirken gulumseyebilmektir filstin'de cocuk olmak ...
Nasil basarirlar, nasil yasarlar, nasil pisi pisine olurler ... kimse anlayamaz, orada olmadigin surece, orada dogmadigin surece anlayamayacagin birseydir filistin'de cocuk olmak ...
Sudan'da cocuk olmaktan daha iyidir ama ... hele hele Etiyopya'da cocuk olmaktan kat kat daha iyidir ...
Dusundugunde, seni elindekiler icin sukretmeye, sevdiklerine daha cok vakit ayirmaya, hayatina daha fazla mana katmaya, bu dunyada ayrilmis surende daha akilli seyler yapmaya iten birseydir filistinde cocuk olmak ...
Cok daha az surede cok daha fazlasini yapmak zorunda kalmaktir filistin'de cocuk olmak ... dogru ya da yanlis, elindeki bilgi ile, ne soylenirse, hayatin pahasina, oyun oynadigini zannederek, babani; abini bir kere daha gormeyi dunyadaki herseyden daha cok isteyerek ...
Herkesin harci degildir filistin'de cocuk olmak ...
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=filistinde+cocuk+olmak
|
|
|
|
|
|
|
icy |
Sunday, October 14, 2007 2:17 PM
|
|
|
|
|
..... psshhhhwwwuuuu ... wham whom wham ... cissstttsst
g: alo? hayrola dart? kendini ay ussu alfa da mi saniyorsun? kapat sunu, rezil oluyoruz millete
dv: i feel a disturbance in the force
g: good for you ... az sonra ayni disturbance'i kafanda hissedeceksin ... ya surada yemek yiyelim dedik, biraz sakinles, uzaklas o stres dolu imparatorluk islerinden, bak ne guzel, olderon'un 8 ayi piril piril, hadi gel soyle yanima, kapat o sabre'i ben bi tarafina sokmadan, pelerinini dola bana dart
dv: i haven't felt like this since i was with my master ... a long time ago
g: ben zaten sizin ibne oldugunuzdan supheleniyorum komple dincek ... herseyiniz yuvarlakti o zamanlar da, ofis filan, yuvarlak yuvarlak koltuklar ... neyse, hadi rahatla biraz, cok seviyorum seni bak, yemek yicez, sonra 8. ay batarken saapcaz, cok guzel olcak, maske konusunda endiseliyim ama olsun
dv: kuuhhh-piihhhh ... kuuuhhhh-piiihhhhh
g: nerden kapaniyordu bu ses efekti? j.e.jones butonunu kapattim, ses efekti nerde? alooo ... bak dinniyor mu ... birak yan masadaki hatuna mind-trick yapmayi, farketmedim sanma, az once ayaga kalkip etegini kaldirip kafasina gecirdi kadin ... yaziktir, adamdan ne istedin be manyak ... aaaa ... ay oldurmus adami da
dv: the force is very efective on the weak mind
g: o senin repligin degil bitanem ... ya bi yemek yedirmedin be
dv: i find your lack of faith disturbing ... aahhhhhh ... ne vuruyon be
g: allahima yararim o kafandaki kaski ... ben sol sistemindenim guzelim, bi daha sacmala bak ben naapiyorum seni ... kapat dedim kilici da ... otur suraya ... yettin be ... bi sen bi masterin ... imparator sa imparatorlugunu bilsin
dv: yahu naaptin? neden kafama vurdun o ... o ... sen neyle vurdun bana?
g: the force is with me guzelim ... otur diyorum bak karismam, bi dahakine trafoyu da indiririm beynine, bi elektrik diregi ile kurtulamazsin
dv: as you wish my master
g: afferim ... cikart o kaski da ... hiyaaaa ... ah ... tak tak tak, geri tak ... booggkkk ... o ne be?
dv: i will never fail again mother
g: haaa, su hikaye, hani olumu bile yenecektin de, herseyi tamir edecektin ... hihahah ... ama allah icin yasiyorsun ... kirmizi dugme ne ise yariyor?
dv: herseyi tamir edebilirim, onu da ettim
g: hihihihihihihi ... hadi? calisiyor yani
dv: the force is with us tonight my love
g: hihihihihi ... bak 7. ay batti
dv: i feel a presence ...
g: yedim lan seni ...
dv: no, not like that ... i mean presence
g: sozluk formatinda konus davar, ingilizce yok ... aaaaa ... i feel it tooo ... hihihihi ... ay daarrtthh ... hakkaten tamir etmissin ... ohhhaaaa diyim bu ne
dv: let's get out of the restaurant ... i don't want any interference ... admiral, bring the fleet out of orbit
g: ufffff ... daaarrrttthhhhim benim ... hastayim senin su emir verme tonuna ... bosver yemegi, hadi odaya gidelim ...
dv: as you wish http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=darth+vader+ile+romantik+bir+aksam+yemegi
|
|
|
|
|
|
|